![]()
![]()
uzun zamandan sonra kalemler elime yapışıyor; cümleler bana koşuyor...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bir yıl; umutla beklenen ama her defasında geçmiş bir yılın özlemini bize hissettiren…
Yine ;
Hayattan bize arta kalanlara şöyle bir göz ucuyla bakacağız. Kaybettiklerimiz arkamızda, çoğu zaman tenezzül etmeyeceğiz arkamıza bakmaya; kazandıklarımızınsa ne olduğunu bileceğiz ama çoğu zaman kıymetini bilmeyeceğiz. Zaman zaman düşünce cereyanlarında kalacağız, basma kalıp yaşamlara inat kendimizi farklı hissedeceğiz. Hissettiklerimizin yanında hissedemediklerimizi başkalarında arayacağız. Dilekler dileyeceğiz, istemenin esrarına inanacağız. Sevinçlerimiz, hüzünlerimiz çoğalacak; ama biz paylaşmasını bileceğiz. Arkadaşlıklar, dostluklar, aşklar hepsine hakkettiği değeri verecek gözler arayacağız. İçimizde garip bir hüznü taşıyacağız. Geleceğin neler getireceğini bilmeden yanında bir umut büyüteceğiz… Bazen kendi dünyamızdan çıkıp evrene bakacağız, ona huzur dileyeceğiz… Farkındalıkların artacağı, dostlukların değer kazanacağı, içini boşaltmadan yeniden anlamlandıracağımız bir yıl diliyorum… Sevgiler
Ne kadar eskisi kadar umutlu olmasam da
Bu hissizleşmiş dünyaya bakıp
Gözlerimi ruhuma dikip
Canımın yanmasına aldırmayıp
Ayağa kalkıyorum…
El veriyorum benden olmayan duygulara
Çığlık atıyorum, nefret ediyorum, ağlıyorum
Duygu selinin içinde kayboluyorum
Anlamlandırmalar, farkındalıklar
Güzelliklere hasret yaşıyorum.
Ve biliyorum artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Çünkü biliyorum..
Sadece af diliyorum;
Yapamadıklarım için
Düşünemediklerim için
Söyleyemediklerim için
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kanıksamak...
aynalarda kalsın yüzüm...
kapı arkasında kalsın gölgem. çarpıyorlar sanki ruhuma
alışyor insan
olmadık hayata...
rüzgarda bir acının fısıltısı
kendini kaybeden insanın umutları
ve alışkın artık
hayatın -e hallerine
sadece bir tebessüm
sadece bir umut
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ayaklanma var hissiyat şehrinde
kimse uğramaz
kim ne bilir
hissiyatlar...
durdurak bilmez
gözler görür
akıllar bilmez
gizi vardır gerçeklerin
suspus yaşamlardan çıka gelir
kim ne derse desin
ses gelsin yeter...
neydi ne oldu diye
söylenir durur
çekip gider
ve dönmez geri
bir ses bir seda
bir mum bir ışık
sessizlik bürür
sade bir yaşam
istekler sonsuz
dilekse bir...
Gaye(mayıs 2008)
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bacca'nın katledilmesi
Yıldırım Türker
İtalyan sanatçı Pippa Bacca'nın katledilme öyküsüyle bir kez daha sarsıldık.
(RADİKAL)
Bacca, Balkanları geçtikten sonra, barış yolculuğunda hiç çekinmediği Türkiye topraklarında öldürüldü.
Bu konuda yine topluca bir riyakârlık ayinine çağırılıyoruz.
Elbette büyük gazete, meşrebine uygun olarak, milli savunma refleksiyle Pippa'nın kız kardeşinin sözlerini manşet yapmıştı:
"Kötü insanlar her yerde var."
Bu yürek yakıcı hikâyede bu toprakların yerleşik nizamını,
ideolojik örüntülenmesini çarpıcı bir biçimde dışavuran nokta, katilin
dedikleriydi. Katil, yakalanmadan önce televizyonda Bacca'nın kayıp
olduğu haberini izlerken "AB'ye rezil olduk. Hangi şerefsiz acaba?"
demiş.
Katilin klişesi, hayatımızın bağrına çoktan çöreklenmiş. Ele güne
rezil olmak. Yaşadığımız; birbirimize ve bizden olmayanlara
yaşattığımız vahşeti Türkiye'nin Batı'daki imajı açısından
değerlendirip vahvahlanmak. Kendi yaratıp kendi kurguladığımız vahşet
karşısında kendi payımızı inkâr ederek olayı insani boyutundan soyup
tanıtma-reklamasyon faaliyetinin alanına hapsetmek.
Pippa'nın barışa kendi dilinde katkı sağlayabilmek için çıkmış
olduğu yolculuğun Türkiye ayağında düşmesi bu topraklarda yaşayan kimi
gerçekten şaşırtmıştır? Daha ilk fotografını gördüğümüzde başına
gelecekleri yürek çarpıntısıyla hissetmemiş miydik? Şimdi, "Affet bizi
Pippa", "Utanıyoruz" ve benzeri sloganlarla onu uğurlarken bu
toprakların kadınlar için hiç de tekin olmadığını, her gün onlarca
kadının töre adına, siyaset adına, çoğunluk bir hiç adına öldürüldüğünü
hatırlıyor muyuz? 'Yabancı kadınlar', birer kurban olarak hayatımızda
her zaman yer bulmuşlardır. Defalarca onları andık, cenazelerini
uğurladık.
Hatta bir ara Gülgeç'in çizgileriyle, peşlerinde tecavüzcü Türk
canavarları ile birlikte karikatürlerini Alanya Turizm broşürlerine
bile basmıştık.
O sıralar belediye başkanı kısaca, 'Neden bu kadar mesele haline
getirdiniz, anlamıyorum. Turisti mizahi bir dille çağırmak istedik'
demeye getiriyordu. Mizah malzemesi edilen şeylerin, benzerleri kısa
zaman önce skorlanmış tecavüz, hayvan katliamı türünden geleneksel
sporlarımız olması besbelli kafasını karıştırıyordu başkanın. Bir
rahatlasa, 'Yalan mı, kardeşim?' diye bağıracaktı gazetecilerin yüzüne.
Dante'nin cehennem tasvirini aratacak bir karikatürün bir turizm
broşürünün kapağını süslemesinin baş döndürücü abesliğinden geçtim,
tecavüzle, cinayetle kendine has, esprili bir dünya kurmayı amaçlamak
öncelikle ciddi bir insanlık suçu, dediğimizi hatırlarım. 'Biz bize
benzeriz' sloganının işaret ettiği kendinden memnun olma hali yanı sıra
samimi bir itiraf, kendine uzak açılı bir otoportre çalışması olarak mı
adlandırmalıydı bu girişimi? Bence, hayır. Gülgeç ve işini onaylamış
olan onca insan öncelikle memleketin tekâmül etmemiş insanını komik
unsur olarak yansıtırken belki de samimiyetlerine bir ödül
bekliyorlardı.
'Yabancı kadınlar'ı katledenler, bu toprakların kadınlarını
katledenler. Onların münferit sapıkların kurbanı olmadığını biliyoruz.
Bu cinayette de hepimizin parmağı var.
Yabancı kadınlar
Aile albümünde tecavüz edilen yabancı kadınlar hep olmuştur.
Turisttirler. Ya da görev icabı bu topraklarda ikâmet etmektedirler. Ya
da bir Türk'e gönül vermiş yerleşik yabancı konumundadırlar.
Kendilerine yönelik ikircikli bir duygunun menzilinden kurtulamaz,
çeşitli biçimlerde hırpalanırlar. Yabancı kadınlara yönelik yakıcı
şehvet ve ona eşlik eden parçalayıcı nefret vahşete patladığında, bunun
bize duyuruluş biçimi de çoğunluk imalarla yüklü ve uğultuludur.
Medyanın bu tür vakaları yansıtışında mahcupça örtmeye çalıştığı Türk
erkeği 'refleksi'ni okumak mümkündür. Kurban fahişe midir? Burada ne
aramaktadır? Türk erkeğinin methini duyup da mı gelmiştir? Kısaca
kurban, gerçekten kurban mıdır? Haberi iletirken kullanılan dil,
amaçlanan müphemliğe uygundur; onaylamaz görünürken vahşeti
gerekçelendirebilmenin ipuçlarını da sunar. Kurbanın kimliği üstüne
kafalar karıştırılır; portresi en azından kadınca bir eblehlik,
bağışlanmaz bir temkinsizlikle gölgelenir. Zaten bu topraklarda herkes,
yabancı kadınların mezhebi geniş olduğunu bilir.
Özgürlüğün imkânlarını hissettiren varlığıyla yabancı kadın, açık
taciz odağıdır. Hele kordiplomatik bağlantıları olmayan, buranın
yerleşik kasaba düzenine transfer olmuş dönme bacılar, ne kadar
çırpınsalar kanlarında cirit atan hafifliği Türk erkeğine bir türlü
unutturamazlar.
O kışkırtıcı hafiflik, onlara uygulanan her türlü vahşetin suç karşılığında doğal hafifletici unsur olarak hesaba katılacaktır.
Tarkan olsun, Karaoğlan olsun, kaç kuşağın çocukluğundan itibaren
elinden tutan gürz bilekli Türk yiğitleri, Bizans'a vardıklarında
âdetleri farklı bir dünyanın hafif kadınları tarafından el üstünde
tutulur, Evdoksiyaların belini kırar, Katerinalara ağzını siler.
Popüler kültürümüzde yabancı kadın hiçbir zaman güçlü ve tekinsiz bir
Medea olarak değil, cinselliğini kullanarak yiğidi yoldan çıkarmaya
çalışan dişi örümcek olarak sivrilir. Maksat yara almadan onun sırtını
yere getirmek, haddini bildirmek ve iffetli yuvaya muzaffer dönmektir.
Bir yandan dış dünyayı temsil eden yabancı kadının vaat ettiği
özgürlükle başı dönen haz adamı olarak bu sınavdan kasıklarının
hakkıyla çıkacaksın, öte yandan kendi hücrenin iç duvarlarını
berkiteceksin.
İffetin sılada bekleyen cehennem olduğunu her Türk bilir.
Yabancı muktedirler
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü'ne (UNESCO) bağlı
olarak çalışan Dünya Kültür Varlıkları Komitesi'nin İstanbul'u Dünya
Kültür Mirası Listesi'nden çıkaracağı haberi memleketimiz muktedirleri
tarafından öfkeyle karşılandı.
Belediyenin yetersizliği ve umursamazlığının gölgesi altında
koruma altındayken yok edilen binlerce eser, UNESCO'yu mutsuz ediyor
besbelli.
Buna karşılık saray müdürü tarihçi Ortaylı ve yükselen yıldız,
yeni kahraman Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, geçenlerde televizyonda
UNESCO'ya köpürüyorlardı. Bizim onlara ihtiyacımız yoktu. Kendi
kültürümüzü pekâlâ koruyabilirdik. Onlar kendilerini ne sanıyorlardı?
Bu tavrı şemsiyelerinin altına girebilelim diye on yıllardır
kapılarında titreştiğimiz görevlilere de gösteriyor milli hassaslar
ekibi.
Barroso'nun karşılanışında mehter ritmiyle efelenen, AB'nin sinsi
planlarıyla Türkiye'yi bölmek için can attığını, ABD'nin de bu planda
Avrupa'nın arkasında olduğunu haykıranlara tam bağımsızlıktan ne
anladıklarını sorsanız, alacağınız cevabı anlayabilecek misiniz?
CHP'nin 301 konusundaki son feraset gösterisi, yeterince açık
değil miydi? Hele hele Güldal Mumcu'nun fikir özgürlüğü konusunda
böylesi bir manevrada rol üstlenmesi en azından acıklıydı. AKP,
inanmadan, göstermelik değişikliklere imza atıp aradan sıyrılmaya
çalışırken en büyük desteği olan muhalefet tarafından çelme yiyor.
Karşısında rezil duruma düşmekten korkarak misafir koltuğunun
üstüne beyaz çarşaflar örtüp karşıladığınız adama karşı bir yandan da
burnundan kıl aldırmayan ağa rolü üstleneceksiniz.
Batı karşısındaki ikircikli, ikiyüzlü tavır can çekişmektedir.
Türkiye'nin çok özel, çok nev-i şahsına münhasır, dolayısıyla
özellikle Batı tarafından asla doğru anlaşılamayacak bir memleket
olduğu fikri gülünçtür. Her milletin kendine has özellikleri bulunur.
Ama demokrasi konusunda belirli standartlara uyma sözü verdiysen,
onları savsakladığında adayı olduğun birliğin görevlileri gelip seni
eleştirecektir.
Kendi milli hassasiyetlerine çeki-düzen vermeyip 'Biz bize
yeteriz' savsözüyle yetindiğin sürece yabancı erkekler karşısında
eğilip arkalarından küfredecek, yabancı kadınları da fırsatını
bulduğunda tecavüz ettikten sonra katledeceksin.
Kalıcı Bağlantı
KÜL RENGİNE BOYANDINIZ... ARTIK ÇOK ZOR ARINIRSINIZ!
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı